Cumhuriyet’in Sesi Münir Nurettin Selçuk

Münir Nurettin Selçuk eski tarz meşkten Paris’teki batı müziği eğitimine; Osmanlı sarayının Muzıka-yı Hümayun ’undan Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı İncesaz Heyeti’ne; Osmanlı döneminin konservatuarı Darüelhan’dan Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’na; taş plaklardan TV ekranlarına uzanan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e bir kültür köprüsüydü ve onu daha önceki icracılardan ayıran en önemli özellik Cumhuriyetin amaçladığı hedefi müzikte yaratabilmiş olmasıydı. Bu nedenle tektir, biriciktir.

Küçük yaşından itibaren ömrü boyunca giyimi, kuşamı, duruşu ve yaşayışıyla yüksek bir zevkin temsilcisi oldu. Geniş vizyonuyla musikinin her alanında dostları oldu. Bunlardan biri de Bayezid’de bir çayhanesi olan Yavru Mehmet’ti. Bu çayhanenin müdavimlerinden biri de Münir Bey’di ve Yavru Mehmet ona hayrandı. Türkü ve maya repertuarı çok geniş olan Yavru Mehmet’ten Münir Bey bu konularda çok istifade etti. O da Münir Bey’in her konserinde bulunur, kulisten dışarı çıkmaz, paltosunu tutar ona hizmet ederdi.

 

Toplumun bütün kesimlerine ulaşabilen bir ses, bir üslup, bir repertuar

Münir Bey beste, ağır semai, şarkı, tango, türkü gibi çok değişik formlarda eser okudu. Gazeli “hariçten gazel atmak yasaktır” denilen yerlerden konser salonlarına taşıdı. Üstelik daha önce hafızların seslendirdiği üsluptan çok farklı din dışı bir üslup oluşturdu. Onun büyük başarılarından biri de kendisine kadar gelen incelmiş üslubu aynı incelikle ama yeni bir söyleyişle halka rağmen değil halk için devam ettirebilmesidir. Üstelik bu yeni söyleyişte asla halk dalkavukluğu yoktur. Halk için yaptığı konserlerinde de prensiplerinden hiç vaz geçmedi. İlkelerinden, doğrularından ödün vermedi. Bu nedenle toplumun her kesiminden, her yaştan insanlardan saygı gördü. Atatürk gibi büyük bir otoritenin karşısında bile düşündüklerini söylemekten çekinmedi. Hatta bu nedenle aralarında soğukluğa neden olan bir olay yaşandığı halde her ikisi de birbirine saygı göstermeye devam etti.

İstanbul Belediye Konservatuarı Türk musikisi icra heyeti şefliği

Şan Sineması’nda pazar günleri saat 11.00’de konserler veren bu heyet 1954 - 70 yılları arasındaki şefliği döneminde müzikal icranın zirvesine ulaştı. Yeni eserleri takdir etmek ve imkanlar vermek gerektiğini düşünen Münir Bey bu düşüncesini hayata da geçirdi ve konser programlarında bu tür eserlere de yer verdi.

"Şahsi konserlerime gelebilenler sadece belirli semtlerden mahdut kişilerdir. Çoğu dinleyici, gece konserlerine gelemez. Bu yüzden konserlerimde repertuvarın zenginliğine, büyük koroyla saz topluluğunun tek bir ses gibi icrasına, erkek ve kadın seslerinin giriş-çıkış yerlerinin iyi belirlenmesine ve yeni bestelenmiş eserlerle günümüzün atmosferine hitap etmeye dikkat ediyorum" dedi.  Orhan Telmen, Üstat Münir Nureddin Selçuk’u anarken, Tarih ve Toplum Dergisi, nisan 1966, sayı 148, s. 32 

Sağlığına ve sesine çok özen gösterirdi

Sanatını devam ettirmenin sağlığına dikkat etmekten geçtiğinin bilincinde olan Münir Bey sağlığına da özen gösterirdi. Sahneden kulise döner dönmez palto veya pardösüsünü sırtına alır, kışın yünlü yazın ipek bir şalla boğazını korurdu. Küçük sesle konuşurdu. Ne çok sıcak ne de dondurma gibi çok soğuk bir şey yemez içemezdi.

Pek çok konuda ilklerin insanıydı.

İlk solo konseri yapan ve bu konserleri yurt dışına taşıyan, okuduğu taş plaklara Sahibinin Sesi firmasının uluslararası ünlü müzisyenlere yaptığı siyah etiket üzerine sarı etiket uyguladığı, Türk Sineması’nın bir ses sanatkarı için yaptığı ilk filmde oynayan biri olduğu gibi yüksek öngörülerinden biri de bu musikinin bir konser musikisi olarak alıcısının olduğunu görerek bunun gereklerini yerine getirdi. Kısacası konserlerinin hem solisti hem sponsoru olarak altından kalkmanın üstelik bunların hiç bilinmediği bir dönemde altından kalkmanın zorluğunu yaşadı. Israrla üstünde durduğu bir başka mesele de halen ülkemizde çözülememiş olan telif haklarıdır. Ömrünün sonuna kadar bunun mücadelesini verdi.

 

Ondan önce ondan sonra

Münir Bey, bu üstün özellikleri nedeniyle hem kendi döneminde yaşayan hem de kendisinden sonra gelen bütün icracıları etkiledi. Bilgisini, görgüsünü kendisinden sonraki nesillere aktarmakta en ufak bir sakınca görmedi. Elbette onun yolundan yürüyüp özgün icracılar oldu ancak bu Münir Nurettin Selçuk gibi özel insanların kolay kolay gelmeyeceği gerçeğini de değiştirmedi.

Münir Nureddin Selçuk’un, icracılığında olduğu gibi bestekarlığı konusunda da geçmişle gelecek arasında köprü olduğu görülür. Besteleriyle yeni döneme yumuşak bir geçiş yapar. Sadelikte güzelliği arar.

Sevgilisi İstanbul

Tabii ki bestelerine İstanbul’un ruhu yansıdı. “İstanbul'u sevmemek ve hayran olmamak onun hakkında bildiklerimi aktarmamak büyük hata olur. İstanbul için güzel şiirler yazan Şair Nedim ve Yahya Kemâl güzel mısraları ile güzel İstanbul'u tasvir etmişler ve yaşatmışlardır. Buna paralel olarak biz bestekârlar da İstanbul'u terennüm etmeyi güzelleştirmeyi elimizden gelen gayreti göstermeyi ben kendimce bu vazifeyi mecbur addederim.  Orhan Telmen, Üstat Münir Nureddin Selçuk’u anarken, Tarih ve Toplum Dergisi, nisan 1966, sayı 148, s. 29 Kendi sesiyle doldurduğu banttan alınmıştır. 28 Aralık 1974, Teşvikiye (Orhan Telmen Arşivi)

 

Konserleri

Verdiği konserler her zaman bir sanat olayı haline gelirdi. Bu efsane konserlerden bazıları İstanbul halkının Kalamış koyunu sandallarıyla doldurduğu Moda Deniz Kulübü’nde ve Beyoğlu’nda Saray Sineması’nda verdiği konserlerdir.

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Yazarlarımız