Hitit Mirasını Müzikle Geleceğe Taşımak / Telipinu Efsanesi ve Kalkınma Zirvesi 2026
.jpg)
Çorum’da bu yıl haziran ayında ORKASİFED tarafından düzenlenen B4 Future ( Building for the Future)- TR83 Yeni Nesil Kalkınma Zirvesi'nin medeniyet bölümünde yer almak, uzun yıllardır Hitit müziği, tarihi, ritüelleri ve dili üzerine yürüttüğümüz çalışmaların meyvelerini görmek açısından bizim için büyük bir mutluluk oldu. Anadolu topraklarının insanlığa bıraktığı en büyük miraslardan biri olan Hitit uygarlığı üzerine veri toplayarak, farklı disiplinleri bir araya getirerek gerçekleştirdiğimiz çalışmaların ışıldamasını izlemek tarifsiz bir keyifti. Çalışmalarımız diyorum çünkü arkeologlar, hititologlar, filologlar biz müzisyenlerle beraber ortak bir çalışma ve üretme süreci içerisindeyiz. Bu çalışmalarımız büyük bir hızla ivmeyle yeni yeni fikirlerle devam etmekte.
.jpg)
Benim Hititlerle olan bağım aslında çocukluk ve gençlik yıllarımda başladı. Annemin, Afet İnan'ın öğrencisi olarak Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nden mezun olması ve bir eğitimci olarak öğrencilerine aşıladığı tarih sevgisi bana da geçti. Anadolu sevdasıyla kızıma bir Anadolu şehri Arinna nın güneş tanrıçasının ismini verdim. Bu nedenle Hititlere duyduğum ilgi hiçbir zaman sona ermedi.
Yıllar içinde dünyanın farklı ülkelerinde Hititler ve antik dünya üzerine çalışan çok değerli araştırmacıları bir araya getirmeyi başardım. Bambaşka bir müzikal proje hazırlarken kendimi bir anda Sapienza Üniversitesi Roma Edebiyat ve Felsefe Fakültesi Antik Bilimler Bölümü Hititoloji Profesörü çok değerli Rita Francia'nın yürüttüğü Avrupa eğitim projesi EHU Ishamai Canta (Hititçede şarkı söyle) içerisinde buldum. Rita Francia Sapienza Üniversitesinde yıllarca görev yapmış önemli araştırmacılardan biridir. Seslendiriğimiz tüm metinlerin anlamları, okunuşları, kelimelrin kökenleri kendisi tarafından düzenlenerek bize verilmektedir ve emeği, çabası çok büyüktür. Onun desteğini almak ve onunla beraber çalışmak, onun projelerinde yer almak özellikle benim için çok ilham verici.
Hititlerle ilgili Roma Sapienza Üniversitesi'nde seslendirdiğimiz ilk eser Appu Masalı oldu. Masalın günümüze eksik ulaşan bölümlerini müzikal anlatımla tamamlayarak izleyicilere sunduk. Daha önceden tanıştığım antik enstrüman yapımcısı Francesco Landucci ile bugün birlikte çalıştığımız Livorno Konservatuvarı öğretim görevlisi, piyanist ve besteci Sergio Lapedota sayesinde Hitit yolculuğumuz devam ediyor. Grubumuz değerli ORKASİFED Başkanı Semrin Kaleli hanımefendinin önderliğinde kalkınma zirvesi öncesinde çok daha güçlendi yeni akademisyenler,araştırmacılar, hititologlar, bilgisi ve bakış açısıyle bizi aydınlatan Şapinuva şehrinin kazı başkanı ünlü hititolog Aygül Süel hoca, hititolog Prof. Dr. Metin Alparslan, Hitit tarihi ile ilgili verdiği alanında tek örnek Fırtına Tanrısı Çocukları destanı kitabının yazarı Mehmet Öztürk ve daha bir çok isimle birlikteliğimiz ve onların desteği ile yaratıcı projelerimiz devam ediyor. Bizi bir a bir Anadolu tanrıçası gibi kucaklayan ve bir araya getiren Sayın Semrin Kaleli başkana ve bu büyük ve önemli zirvenin gerçekleşmesinde emeği geçen tüm ekibe teşekkürlerimizi bildiriyoruz.
Sanatında ve biliminde güçlü isimler bir araya geldiğinde, sağlam temeller üzerine kurulan projeler de uzun yıllar yaşamaya devam ediyor. Hepimiz işini büyük bir tutkuyla yapan üretken insanlarız. Bu ortak özellik bizi birbirimize bağlarken, uyum içinde çalışmamız için de güçlü bir zemin oluşturuyor.
Amacımız, Hititleri bugünün bakış açısıyla yeniden yorumlayarak günümüze taşımak çünkü 21. Yüzyılda yaşıyoruz ve bugünün bakış açısı istesek de istemesek de kendi yorumunu bir şekilde hissetiriyor ve antik çağı yorumlarken yada bir görsele bakarken 21. Yüzyıl gözüyle bakıyoruz. Amacımızın temelini bu başarılı, yenilikçi ve çağının ötesindeki uygarlığı Anadolu'nun genç nesilleriyle buluşturmak ve gençleri sanatın gücüyle anadolu antik medeniyetini araştırmak ve öğrenmeye sevk etmek oluşturuyor. Gençlerin hem yakın hem de uzak geçmişleriyle güçlü bağlar kurmalarını, bu bağlardan ilham alarak çok daha büyük başarılara ve yaratıcı çalışmalara imza atmalarını diliyoruz.
Bu bağın ilk düğümünü sanat ve edebiyatla attık. Bu bağın uzamasını, güçlenmesini ve farklı kültürlere ulaşmasını sağlamak için ise dünyanın ortak dili olan müziği kullandık.
Elimizde Hititlere ait bir nota sistemi ya da günümüze ulaşmış özgün bir müzik eseri bulunmuyor. Bu nedenle eserin bestecisi Sergio Lapedota, beste sürecini şu sözlerle anlatıyor:
"Metni elimizde olan ama sesleri kaybolmuş bir müziğin izlerini aramak, zihni yaratıcı bir çabaya zorluyor."
Bu cümle, aslında günümüzden binlerce yıl öncesine uzanan sanatsal ve bilimsel bir yolculuğun özeti niteliğinde.
Lapedota, Telipinu Efsanesini üç ana bölüm halinde bestelemiştir. Eserin başlangıcında yer alan tanrılar şöleni, Anadolu'nun güçlü ritmik mirasını çağrıştıran zeybek dansının gururlu ve baskın karakterinden ilham alır. İkinci bölümde ise Telipinu'nun kaybolmasıyla başlayan kıtlık dönemi anlatılır. Besteci burada Sufi ilahilerinin melodik yapısından ve mistik atmosferinden yararlanarak kuraklığın, yalnızlığın ve yaşamın durma noktasına gelişinin yarattığı evrensel hüznü müziğe dönüştürür. İnsanlığın ortak ağıdı hâline gelen bu bölüm, tek bir kadın sesinin yalın anlatımıyla yükselir ve dünyanın ilk titreşimini çağrıştıran derin bir pes ses üzerinde, belki de Hitit müziğinin sırlarının saklı olduğu sessizlikte son bulur.
Üçüncü bölüm ise Telipinu'nun aranışını konu alır. Burada Lapedota, Avrupa Barok müziğinde özellikle Johann Sebastian Bach tarafından kullanılan ve "aramak" anlamına gelen ricercare formundan yararlanır. Tanrıların, hayvanların ve insanların Telipinu'yu arayışı, müzikte de enstrümanların ve melodik çizgilerin birbirini takip etmesiyle sembolik bir anlatıma dönüşür. Sesler birbirini arar, yakalar, kaybeder ve yeniden bulur. Böylece müziğin yapısı ile mitolojik anlatının dramaturjisi birbirini tamamlar.Bu proje, kaybolmuş bir müziği yeniden inşa etmeye çalışmaktan çok, günümüz insanının Hitit uygarlığını nasıl duyduğunu, nasıl hayal ettiğini ve onu kendi kültürel birikimiyle nasıl yeniden anlamlandırdığını ortaya koymaktadır. Başka bir ifadeyle, burada duyduğumuz müzik Hititlerin müziği değil; Hititlerden ilham alan, bugünün estetik anlayışıyla şekillenmiş yeni bir müzikal anlatıdır.
Arkeolojik kazılardan çıkarılan eserler sayesinde Hititlerin kullandıkları müzik aletleri hakkında önemli bilgiler elde ediyoruz. Bağırsaktan yapılan tellerin düğümlenmesiyle akort edilen lirler, kaplumbağa kabuğundan üretilmiş telli çalgılar ve çeşitli vurmalı çalgılar bize müzik kültürleri hakkında önemli ipuçları veriyor. Bu çalgıların teknik özellikleri ve çıkarabilecekleri sesler sayesinde Hitit müziğinin nasıl tınlamış olabileceğine dair bilimsel çıkarımlarda bulunabiliyoruz.
Elbette bugün icra ettiğimiz müzik ve Hititçe metinleri seslendirme biçimimiz, büyük olasılıkla Hititlerin gerçek müzik anlayışından oldukça farklıdır. Ancak bizim amacımız tarihsel gerçekliği birebir yeniden üretmek değildir. Asıl hedefimiz, bugünün estetik anlayışı ve sanatsal birikimiyle Hitit uygarlığını nasıl algıladığımızı ve onu çağdaş sanatın diliyle nasıl yeniden yorumlayabildiğimizi göstermektir. Bu yönüyle eser, tarihsel bir rekonstrüksiyondan çok, geçmiş ile bugün arasında kurulan yaratıcı bir diyalogdur.
Bugüne kadar daha çok arkeologların ve araştırmacıların dünyasında kalan mitolojileri ve masalları daha geniş kitlelere ulaştırabilmek, bunu müziğin evrensel diliyle gerçekleştirmek yaratıcılık açısından hayal bile edemeyeceğimiz kadar geniş bir alan açıyor. Bununla birlikte böylesine disiplinler arası projeler büyük bir koordinasyon ve titiz bir ekip çalışmasını da zorunlu kılıyor.
Sürdürülebilirlik Zirvesi'nde teknolojinin önemine sıkça değinildi. Biz de teknolojinin bize sunduğu iletişim olanakları sayesinde binlerce yıllık bir geçmişi, dünyanın farklı ülkelerindeki bilim insanları ve sanatçılarla bulunduğumuz yerden tartışabiliyor, birlikte üretebiliyoruz. Bu da çalışmalarımıza hem hız hem de büyük bir verimlilik kazandırıyor.
Telipinu, Hitit mitolojisinde bereketi, tarımı ve doğanın düzenini sağlayan tanrıdır. Bir gün öfkeyle ülkesini terk eder ve bir bataklıkta kaybolur. Onun yokluğunda Hitit ülkesinde kıtlık başlar; ekinler kurur, su kaynakları tükenir, yaşam durma noktasına gelir. Tanrılar onu bulabilmek için önce kartalı uzak diyarlara gönderirler. Sonuç alamayınca bu kez küçücük bir arıyı görevlendirirler. Arı, Telipinu'yu sokarak onu uyandırır. Öfkesi yatışan tanrının geri dönüşüyle birlikte doğa yeniden canlanır, bereket geri gelir ve Hitit toprakları yeniden yaşam bulur.
Bugün insanlığın en önemli gündemlerinden olan sürdürülebilirlik, doğal kaynakların bilinçli kullanımı, kuraklık, su kaynaklarının tükenmesi ve iklim değişikliği gibi konuların, binlerce yıl önce yazılmış bu mitolojide güçlü sembollerle anlatılmış olması son derece dikkat çekicidir. Adeta geçmişten bugüne gönderilmiş bir uyarı niteliğindedir.
Bu durum bize şunu gösteriyor: İnsan ile doğa arasındaki ilişki her çağda karmaşık ve hassas olmuştur. Geçmiş uygarlıkların bugünün insanına söyleyebileceği hâlâ çok güçlü mesajlar vardır. Biz de bu mesajları sanat aracılığıyla günümüze taşıyan birer sözcü olmayı hedefliyoruz. En büyük amacımız, raflarda ve arşivlerde kalan belgeleri, tabletleri ve yazılı kaynakları genç kuşaklara ilgi çekici, anlaşılır ve merak uyandıran bir dille ulaştırmak; Anadolu'nun binlerce yıllık kültürel mirasını müzik aracılığıyla yeniden görünür kılmaktır. Belki de projenin en heyecan verici yönü tam da burada yatmaktadır. Arkeolojinin, filolojinin ve müzikolojinin sağladığı bilimsel veriler, sanatın hayal gücüyle buluştuğunda geçmiş yalnızca anlatılan bir tarih olmaktan çıkar; yeniden hissedilen, yeniden nefes alan canlı bir deneyime dönüşür. Böylece müzik, geçmişi birebir kopyalayan bir araç değil, geçmiş ile bugün arasında kurulan yaratıcı bir köprü hâline gelir.
.jpg)


.jpg)
Görseller: Burcu Kuru


Benzer Haberler
Hitit Mirasını Müzikle Geleceğe Taşımak / Telipinu Efsanesi ve Kalkınma Zirvesi 2026
Düşünce Denizinde Yüzmeye Davet
Çanakkale, Zeytin Ağaçları ve Bütün Bir Vatan Toprağı Sana Minnettardır.
Bu Toprağın Kan Çiçeği: Nihat GENÇ
Toprak Bağrını Açar / Arslan Yatağı Boş Kalmaz - Nihat Genç'in Ardından
Okday Korunan Yazdı: “Nazım’ın Kedisi” Sanatla Dayanışmaya Davet Ediyor…
Bu Yıl Hayati Asılyazıcı Tarafından Kaleme Alındı
Adın Bende Umut