Hititler Etrsüklerle Buluştu

Sizi söylediğiniz rollerden tanıyoruz. Bir opera sanatçısı olarak hayatınızın bu döneminde yaratıcı gücünüzü nerden alıyorsunuz?

Ben değişmeyen tek şeyin değişim olduğuna inanmış biriyim. Operanın kökleri her ne kadar 16’ıncı yüzyıla kadar uzansa da sahne de olma biçimi Anadolu topraklarında çok önce başlamıştır. Dolayısıyla kendini ifade etme biçimi insanlık tarihiyle başa baş giderken, her dönemde değişken bir yapıya sahip. Ben hayatımın bu dönemimde zevk aldığım konulara cesaretle eğilerek sanatımla bir sentez yakalamak istedim. Opera benim için bir yaşam biçimi ve o hiçbir zaman değişmeyecek ama hayatımda farklı tonlarla, farklı formlarla bezenerek yer alacak bundan sonra.

Ben hatırlıyorum; Türkiye’de Medea operasını Türkiye’de ilk seslendiren kadın sanatçı olmanız sebebiyle sizinle bir röportaj yapmıştık. İlklerin sizi heyecanlandırdığını biliyorum.

İlkler aslında bir sonuç. Benim için asıl olan yapılmamışı denemek. Bu, özgürlüğümün ve yaratıcılığımın uçar adımlarla şekillendiği bir oyun alanı benim için. İlkler hemen arkasından gelen ve benden çok takip edenler açısından heyecan verici bir terim. 

Kasım ayında Roma ‘da sergilediğiniz Hititler ile ilgili performansınız hakkında konuşalım. Nasıl doğdu ve gelişti bu süreç?

 Ben, tarihle soluyan bir evin içinde büyüdüm. Annemin tarih öğretmeni olması ve evimizde tarih kitaplarını bulunduran kocaman kütüphane, resimli tarih kitapları, benim hayatı anlama, algılama tarzımı biçimlendirdi diyebilirim. Hititlere olan ilgim çok küçük yaşta başladı. Hatta kızımın adı Arinna’dır. Aklımda Hititler ile ilgili klişe olmayan genç kuşaklara hitap edecek bir müzik projesi vardı uzun zamandır.  Okuduğum “Appu” masalı aklımdaki proje için oldukça uygundu. Fakat yapmak istediğim projenin sağlam temellere ve dahası bilimsel temellere dayanmasını istiyordum. Konservatuardan başlayan İtalya bağlantım beni Roma Sapienza Üniversitesi’ne ulaştırdı. Prof. Rita Francia’nın Avrupa Birliği’ne sunacağı eğitim projesinin içinde bulduk kendimizi.  Bulduk, diyorum çünkü bu müzik projesinin bestesi değerli arkadaşım Sayın Sait Ahmet Karabulut’un sihirli ellerinde oluştu. Appu masalına bir de Telipinu efsanesi eklendi ve ilk defa bir Hitit Efsanesi “ Telipinu” ve bir Hitit masalı komple biçimde Hititçe söylendi ve çalındı. Hazırlık sürecimiz bir buçuk yılı buldu. Filolojik yapı Rita Francia ve Matteo Viggo tarafından düzenlendi. Dilin okunuşu, cümle yapısı, takılar, kelimelerin anlamları tek tek İtalyancaya ve oradan da benim tarafımdan Türkçeye çevrildi. Bu çalışma, hem beste aşamasında hem de müzik cümleleri kurulurken son derece yardımcı oldu bize.

Detaylı çalışmayı ve yaptığımız işin hakkını vermeyi seviyoruz ve bu yüzden Sait ile iyi bir ikili olduk. Bu tarz bir çalışma biçimini bugüne kadar yaptığım tüm projelerde uyguluyorum. Tabii ki bu bir ekip işi ve ekipte bulunan herkes, profesyonel biçimde katkısını en üst düzeyde sundu o yüzden bu kadar büyüdü ve ses getirdi.

Ben projeyle ilgili çıkan haberlerde enstrümanlar da gördüm. Enstrümanlar projeye nasıl dâhil oldu?

Uzun zamandır tanıdığım ve takip ettiğim Francesco Landucci, Etrüsk ve antik müzik enstrümanları üzerine yetişmiş bir zanaatkârdır. Onun da bu projede yer alması gerektiğini düşündüm. Ve Sapienza Üniversitesi de bizim gibi onu da projesine dâhil etti. Enstrümanlar, orijinaline en uygun biçimde gerçekleştirildi.  Rita’nın kendisine ilettiği görsellerden faydalanan Francesco bununla yetinmeyip Vatikan Müzesi’nde bulunan enstrümanları inceleyerek çok derinlemesine bir araştırma ortaya koymuştur. Bu araştırmalarını ve enstrümanların yapım sürecini görsellerle tek tek arşivleyen Francesco‘nun bu çalışması Roma’da Sapienza Üniversitesi’nin düzenlediği bu proje sunumunda gösterilmiştir. Enstrümanların özelliklerini ayrı bir sunumda  açıklayacağız.

 Bu proje İtalya’da çok yankı yaptı. Ve anladığım kadarıyla ilk defa İtalyan Temsilciler Meclisinde Hititlerle ilgili bir sunum yapıldı.

 Bu eğitim ve müzik projesinin en önemli özelliği İtalyan ortaokullarında gösterilecek olması. Sunum ve konserimize gelenlerin önemli bir kısmı İtalyan gençlerinden oluşuyordu. Oldukça ilgi ve dikkatle dinlediler projeyi. Hititler, İtalya’nın en önemli aylık arkeoloji dergisi “Archeo”da yayınlandı ve bu Avrupa projemiz İtalyan Temsilciler Meclisine sunuldu ve anlatıldı.

Sizce İtalyanlar neden bu kadar ilgili Hititlerle?

 İtalyan’lar kendi dillerinin kökenini dünyada bilinen en eski Hint- Avrupa diline dayandırıyorlar. O yüzden bu kadar destek veriyorlar. Aslında 1948’lere kadar bu derece baskın bir varsayım yoktu. Farklı varsayımlarda bulunuluyordu. Mesela gölgede kalan ama oldukça mantıklı bir varsayımda Hititçe olarak adlandırılan yazılarda sekiz ayrı dilin görülüyor olmasıdır.  Ben filolog değilim, ama Boğazköy’ de çıkarılmış ve içinde Sümerce,  Akadça, Harrice, Proto Hattice, Luvice ve Balayca  bulunan tabletlere, sadece Hint- Avrupa diliyle yazılmış demek bana biraz taraflı bir yaklaşım gibi geliyor.  Bir dil içindeki sözcüklerin oranı o dilin yapısını belirlemede ve kategorize edilmesinde önemli bir rol oynayacaksa Hititçeye bir Hint Avrupa dili üyesi demek havada kalan bir ifade bence. Bize gelince, Anadolu’yu  ve zenginliğini müziğimize yansıtmak ve İtalya’da tanıtmak bizim atalarımıza ve toprağımıza karşı hissettiğimiz minnet duygusunun bir yansımasıydı ve yaptığımız işten son derece zevk aldık.

Peki siz oradayken neyin altını çizdiniz?

Sait ile beraber projeye müziğimizle katıldık. Sapienza Üniversitesi’nin bizi projeye dâhil etmesinin en önemli sebebi Anadolulu olmamız ve Anadolu topraklarında yaşamış halkların karakterini, yapısını ritmini müziğimize yansıtmamızdı. Hititlerden önce var olan ve Hitit uygarlığının kendine çok şey kattığı Hatti uygarlığının da altı çizildi sunumda. Bizim en çok istediğimiz gençlere ulaşmaktı. Birçok ırk ve kültürün kaynaştığı Anadolu topraklarının Avrupa’da tanıtılması ve ilgi çekmesi için yüzyıla uygun bir müzik yapılmasını hedefledik ve hayal ettik. Eseri meydana getirirken Sait,  geleneksel melodileri,  yaratılan enstrümanların kapasitesiyle ve o dönemde kullanıldığı düşünülen müzik modlarıyla birleştirerek ve hepsini elektronik müzikle harmanlayarak bir deneysel çalışma ortaya koydu.

Projeye başka destek verenler oldu mu?

Bu Avrupa eğitim ve sanat projesine en büyük desteği Kültür Bakanlığımız ve Roma Kültür ve Turizm ofisimiz verdi. Onların desteği ile dünyada ilk defa çocuklar ve gençler için bir çizgi roman basıldı. Telipinu efsanesinin anlatıldığı bu çizgi roman İtalyan çocuklara ulaştırıldı.

Projenin geleceğini nasıl görüyorsunuz. Hititlerin yolculuğu devam edecek mi?

Hitilerle ilgili Avrupa’da bu kadar kapsamlı bir proje yapılması kolay değil. Fakat şimdiden Avrupa’da birçok akademisyenin ilgisini çektik. Hititlerin ve dolayısıyla Anadolu tarihinin ve halklarının yolculuğu hiç şüphesiz devam edecek.

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Yazarlarımız