Sanat ve Kapitalizm

 "Afrika'ya ilaç göndermeye karar vermiştik; fakat hepsinin üzerinde 'tok karnına' yazıyordu."

                                                                                                                                            Charles Bukowski

Her şeyi var eden ya da keşfeden insan aklını düşünce noktasında ölçülendirmek, çarpıtmak, koyun postuna bürünen kurttan başka kimin işi olabilir. Algımızı yanıltmakla kalmayıp, "ezber" i bir konfor olarak önümüze sunan yaklaşımlar masum görülemez. “Kral Midas” dokunduğu her şeyi altına çevirmişti. Kapitalizm her şeyi 'meta' ya çeviriyor." Her şey alınıyor ve satılıyor. Her şey ekonomik bir ederle tanımlanıyor. Adalet, sağlık, iman, dostluk, sevgi, sanat, insan vs. kavramlar bu ezberin neresinde? İnsan yabancılaştıkça daha çok meta üretiyor. Meta'ya dönüşüyor. Sanat önüne sürülen yarışma yasalarına uyum güçlüğü içinde yarı düş yarı ticaret bir uğraş olarak algılanıyor. Sıradanlık kültünü üretip besliyor, sıradanlaşan; cebinin dolmasını, egosunun şişirilmesini kıymetten sayıyor.

Kapitalist yaklaşım öncesi toplum; gösterişi, eğlenceyi, sanatı destekleme eğilimindeyken. Kapitalizmin gelişmesi ile birlikte sineğin yağını ne pahasına olursa olsun faydaya çevirmek üzere; biriktirmek için biriktirmek, üretmek için üretmek telaşında. Bir yandan tüketimi, tüketici nüfusun artışını destekleyerek ucuz iş gücünün kaynağını artırırken, diğer yandan kıt kaynakların ince hesabını yapıyor. Teknolojik gelişimle çağın konforundan yararlanacak yeni beklentilerinin ezber yüklemesini toplumsal planda yönetmeyi hedefliyor.

Kapitalizm, gerçekte sanata yabancı olmakla birlikte, süreç içinde sanatın gelişimine çok yanlı, zengin anlatımlı özgün yapıtlarının kazandırılmasına da katkı sağlamayı bildi. Ya da bir başka yaklaşımla; sanat ekonomik süreci yönetmeyi başarabildi. Tarihsel süreç içinde burjuva yükselişinin ilk dönemi olan Rönesans; kapitalizmin temellerinin atıldığı sosyolojik ve ekonomik değişimle birlikte eli açık sanat koruyucularının ortaya çıkmasına olanak sağlamıştı. Sonrasında Fransız Devrimi'ne varan demokratik burjuva anlayışı çağın burjuva sınıfının öğreti programı olan "özgürlük, kardeşlik, eşitlik" insancıl yaklaşımıyla sanata kıymet veren bir ortamın beslenmesi için fırsat oldu. Gerçi bu dönemde kapitalizmin iç çekişmeleri daha da belirginleşmeye başlamıştı. Burjuva sınıfı bir yandan özgürlük istiyor, bir yandan da ücret köleliğini uygulamaya çalışıyordu. Çok yönlü insan gelişimini dar alanda ustalaşmaya, uzmanlaşmaya zorluyordu. Fransız Devrimi'nin başarısız sonuçları sanat adına da bir düş kırıklığı yarattı. Burjuva sınıfının değerleri ile sanatın değerlerinin farkı gün yüzüne çıktı.

Romantizm, kapitalist burjuva düzenine karşı bir ayaklanma görünümündeydi fakat genelde başarılı olamadı. Romantizm; başlangıçta soyluların Klasizmine (soylu biçime), günlük konuların ayaklandığı bir burjuva başkaldırısıydı. Klasizm yanında Aydınlanma'ya da karşıydı. Toptan bir karşı çıkış olmasa da kalıplaşmış düşüncelere ve iyimser yalınlaştırmalara bir başkaldırıydı. Hem dünyaya başkaldıran hem de yalnızlığın korkusuna yenilen bir "ben" çıkardı ortaya. Kapitalizmin henüz üstünlük kuramadığı derebeyliğin etkinliğini koruduğu Doğu Avrupa'da ancak başkaldırı anlamı taşıyabildi. Romantizm ilerici ve gerici eğilimleriyle sürekli bir parçalanma algısı yaşattı. Bugün yaşanan sorunların kaynağını oluşturan bir dönemin adı oldu.

Romantizmin içinden gelişen "halk sanatı-folklor" kapitalist yabancılaşmaya karşı çıkarken halk gerçeğini kendiliğinden gelişmiş türdeş bir bütün saydı. Halk sanatını, tüm sanatların "yapıntılığı" karşısına "doğal" bir kıymet olarak koydu. Halk sanatı ilk keskin ve gerçek biçimlerini süreç içinde koruyamazdı. Bu yüzden de halk sanatı değişime ve ucuzlatılmaya açıktı. Kapitalizm bu açığı da fırsat görüp kullandı. Günümüzde halk sanatı, akademik katkılarla desteklenerek korunmaya ihtiyaç duymaktadır. Yaratıcı halk ruhu ile donatılmış türdeş bir halk düşüncesi aslında romantik bir yaklaşımdı.

Kapitalist düzen özünde çatışan sınıflar düzeniydi. Sınıfsal çatışma sona erdiğinde birleşmiş bir halk yaklaşımından söz edilebilirdi. "Bilim için bilim", "sanat için sanat", "üretim için üretim", "halk için halk sanatı" yaklaşımlarının ardında kapitalist sistemden kopmanın aldatıcı çabası saklıdır. Bu çarpıtmanın özünde "üretim için üretim" ilkesinin doğrulanması vardır.

İzlenimcilik anlayışı da kalıplaşmış sanata bir başkaldırıydı."Benim yaşantım", "benim algım" yaklaşımı öne çıktı. Dünyanın parçalandığını, insansızlaştığını haber veriyordu. Burjuva kapitalizminin 1871-1914 arası kapalı döneminden sanat adına bereketli bir hasat çıktı. Fakat beklenen değişim yine de gerçekleşmedi.

 Dünya savaşları insanın kendini ne ölçüde kaybettiğinin ibret vesikası oldu. Utanç duygusu içinde kendini sorgulama sürecine çekilmesi beklenen insan, savaşın yaralarını sarmak adına çok daha hızlı bir "üretim için üretim" çılgınlığına düştü. Kapitalizm çağın üzerine daha derin bir ağırlıkla çöküyordu. Aydın başkaldırıcıların seçim zorunluluğu doğdu. Ya emekçi sınıfla birleşecekler ya tepkilerini geliştirecek bir yol bulacaklardı. Bir üçüncü yol olan "nihilizm" ise büyük bir aldatmacaydı. Nihilizm, sözde bağımsızlığını seçmek adına kapitalist sisteme teslim olmanın bir başka adıydı.

"Yabancılaşma" kavramını Jean Jacques Rousseau kullanmıştı. Topluluk bir hükümetin aracı olabilirdi, ama ortak istemin aracı olamazdı. Olursa Devlet içinde kendine yabancılaşırdı. Hegel ve Marx  "yabancılaşma" kavramını felsefi açıdan geliştirdiler; insanın doğadan üretim adına uzaklaşmasının yabancılaşma olduğu vurgusunu yaptılar. Marx; yaratıcı üretimin üretenle ürün arasındaki duygusal bağına dikkat çekti. Endüstriyel üretimde böyle bir duygusal bağ yoktu. Bu büyük yalnızlık, çöküş, bunalım ve kayboluş, kısaca insanın yabancılaşmasını anlatıyordu. Kapitalizm bu yabancılaşmayı besliyordu.

El üreticisi, ihtiyaç için sipariş üzerine çalışırken, fabrika kimin için ne ürettiğini sorgulamadan kazanç odaklı üretiyordu. Meta üretimi ile yönetilen bir dünyada ürün, üreteni denetler. Nesneler, insanın üzerinde yer alır. Kader "daemon ex machina"  makineden çıkan ifrit olur. İnsanın önemi azalır, görüş açısı daralır, karar ve sorgulama dışlanır, ezberletilen tekrarlanır, üretim zamanla yarışarak yapılır, kişilik silinir, psikoloji çalışan adına önemsenmez, kölelik gelişir.

Franz Kafka, makine başındaki işçinin birim zamanda en fazla üretimi yapacak şekilde çalışmasını düzenleyen Amerika'lı mühendis Frederick Winslow Taylor'un adıyla anılan "Taylorizm"  üzerine yaptığı bir konuşmasında; "Taylorizm, işçinin zincirleme üretim düzeni içinde bir makine parçası haline gelmesini ve bütünü ile değişmesini öngören bir sistemdir. Taylorlaştırılmış bir yaşam zenginlik ve kazancı değil, açlık ve sefaleti davet eden bir bela olur. İşte sana ilerleme..." diyordu.

Robert Musil, "Niteliksiz Adam" romanında: "Bu bağımlı varlığın (insanın) aklı hiç bir zaman, her şeyi yönettiği bugünkü kadar sınırlı olmamıştır." diye yazıyordu. Yabancılaşma yirminci yüzyıl sanatında etkili olmuştur. Kafka'nın yapıtlarını, Schönberg'in müziğini, gerçeküstücüleri, soyut çalışmaları, 'anti romancıları', 'anti oyun yazarlarını', Beckett'in ürpertici güldürülerini etkilemiştir.

Yozlaşmanın anlamını iyi bilen isimlerden Nietzsche, nihilizmin tehlikesini önceden görmüştü; "nihilizm, varoluşun hiçbir anlamı olmadığına inanmaktır." diyordu. Burada açıkça yozlaşmanın, yabancılaşmanın sonucundaki korkunç sona dikkat çekiliyordu.

Sonuçta aşınmış kapitalizm, diyalektik bir sonuç olarak insanlık dışı diretmeleri ile uzun süre ayakta kalamayacaktır. Öncelikle bu gerçeği net olarak ortaya koymakta yarar var. İnsansızlaştırma çağdaş burjuva sanatının bir özelliği. Bu anlayış Rönesans'ın ve demokratik - burjuva devrimlerinin ilkelerini silmeye yöneliktir. Kapitalizmin sorunlarının gelişmesi sonucunda dünya bugün parçalar kargaşası yaşamakta. Ayrıntıların saldırısına uğrayan hayal gücümüz bu ayrıntılardan bütüne bağ kurmakta zorlanıyor. Günümüz burjuva sanatında gizem (mystification) öne çıkmakta. Gerçekler gizlerle perdelenmeye çalışılıyor. Günümüzün mitleri geçmiş anlayışların dışında. Klasik sanatın eski mitleri biçimselken, Romantizm; burjuva toplumun yavanlığına başkaldırırken, günümüzün burjuva sanatı gizem ve mit yaratarak toplumsal kararlardan kaçmayı deniyor. Unutulmamalıdır ki; "her şey böyle olduğu için böyle kalmayacaktır. İnsan; yalnızca doğum, ölüm, üreme, yaşlanma çevirimi değildir; yaratılmış ve kendini yaratmakta olan yetkinlikten uzak, hiç tamamlanmayacak fakat buna rağmen kendini ve çevresini değiştirecek kudrete sahip bir varlıktır." Sanatın toplumsallıktan kaçışı toplumdan kaçışı ile açıklanabilir. Bu kaçış, dışarıdaki karanlıktan aydınlığı fazla olan bir küçük çadıra sığınmak olarak görülebilir. Kapitalizm, yığınlara yönelik ve önceden belirlediği çerçevede sektörleştirdiği enstrümanlarıyla, üretim kölelerini uysallaştırıp, rahatlatan kendi "yapay sanat" anlayışını diretmektedir. Kapitalist dünyadaki sanatçıların ortak özelliği toplumsal gerçeklerle buluşamamalarıdır. Kapitalizmin geçit vermemesi üzerinden bu buluşamama hali sanatın ve sanatçının önündeki engeldir. Bilim geliştikçe zamanla yetkinliğini arttırırken, sanat alanı için aynı şey söylenemez. Öz zenginleşip, görüş açısı genişlese de Tolstoy, Homeros'tan daha yetkindir denemez. Teknolojik gelişimle kültürel gelişim açıklanamaz. "Modern" ile "Modernite" aynı anlamda kullanılamaz. İlerici olmak için ilerliyor olmak önemli bir ölçüdür. İlerlemenin, zaman farklılıklarını aşan değer gelişimi olduğu bilinmelidir.

Gorki; "eleştirel gerçekçilik" karşısında "toplumcu gerçekçilik " kavramını bizlere kazandırmıştı. Zaman zaman propagandacı ülküleştirmeye dayanan eserler için de kullanılan bu yaklaşım biçimine "toplumcu sanat" başlığında yaklaşmak daha yerinde olacaktır. "Toplumcu sanat" yarını bugünden ele alarak tüm yönleriyle sorgulamayı hedefler. Emekçi sınıfın tarihsel bakışını önemser.

Günümüz sanatçıları toplumcu sorumlulukları ile yüzleşerek ödüle endeksli bireyselliklerinden kurtulduklarında sanatlarındaki yabancılaşmadan da kurtulacaklardır. Sevgiyi coşturup, egosunu ölçülendiren ve emeği ile öne çıkan sanatçının eseri; kalıcı, yol ve yön verici olacaktır. Kapitalizmin yapay kurgusu içinde kamu mal ve hizmetleri olmaksızın tüketim üzerine kurulu ekonomi ile refaha ulaşmayı düşlemek bir yanılgıdır. Ondan pay beklemek ortaklıktır. Üretip tüketmeye dayalı ekonomi sabit şekilde enflasyon, kriz ve doğa tahribatına neden olacaktır. "Daha çok daha iyidir" yaklaşımı sosyal kalkınma önünde bir engeldir. Sanatın tarihsel serüveninde kapitalizmin temellerinin atılması ile başlayan ve günümüze uzanan süreçte bitmeyen öze dayalı karşıtlık saklıdır. Bu karşıtlık kendi uzlaşmazlıkları içinde varlıklarını ve mücadelelerini yitirmeden günümüze ulaşmayı bilmiştir. Ekonominin yaşamı belirlediği süreçte kapitalizmin aşınmış gücü karşısında insani savunusunu yitirmeden sürdüren "sanat" umudun aydınlık ışığı olarak yakın gelecekteki değişimin habercisidir.

 

Okday Korunan

 

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Yazarlarımız